Sana bir soru: Dünya haritasına son baktığında, Afrika'nın Grönland'dan küçük göründüğünü fark ettin mi? Etmediysen normal. Çünkü biz haritalarla büyüdük, haritaları sorgulamadan. Sanki bir harita, bir fotoğraf gibi objektifmiş gibi. Halbuki her harita bir yalandır — bazıları küçük, bazıları devasa, bazıları kasıtlı.
Mesele şu: Bir küreyi düz bir kağıda yaymak zaten başlı başına bir tercih. Mercator projeksiyonu denen o meşhur harita — 1569'dan beri kullandığımız — denizcilik için mükemmeldi. Açıları koruyor, rotanı çiziyorsun, gidiyorsun. Ama bir bedeli vardı: ekvatora uzak her şeyi şişiriyordu. Avrupa büyüdü. Kuzey Amerika büyüdü. Afrika? Olduğundan çok daha küçük kaldı. Grönland haritada neredeyse Afrika kadar görünüyor, gerçekte Afrika'nın on dörtte biri bile değil.
Şimdi dur, "tamam kartografik bir zorunluluktu" deme. Çünkü başka projeksiyonlar da vardı. Peters projeksiyonu alanları doğru gösteriyordu mesela. Ama popüler olmadı. Neden? Çünkü Avrupa'yı küçük gösteriyordu. (Bunu söylerken komplo kurmuyorum, sadece insanın kendi burnunu büyük çizmesinin evrensel bir refleks olduğunu hatırlatıyorum.)
Haritalar sadece coğrafya değil, iktidar anlatır. Ortaçağ haritalarında Kudüs dünyanın merkezindeydi — çünkü dünya öyle algılanıyordu. Çin imparatorluk haritalarında Çin tam ortada, devasa, etrafındaki her şey küçücük. Osmanlı haritacılığında Piri Reis'in haritası bugün hâlâ tartışılıyor, çünkü Güney Amerika kıyılarını Kolomb'dan önce çizmiş gibi görünüyor. Her harita çizenin elinde bir kalem vardı, ama o kalemin arkasında bir padişah, bir kral, bir sponsor vardı.
Peki haritaların düpedüz uydurduğu yerler? Var. Hem de çok:
Bak, burada mesele sadece eski haritalar değil. Bugün de Google Maps'te hangi ülkenin sınırları nasıl çiziliyor, hangi bölgeye ne isim veriliyor — bunlar hâlâ politik kararlar. Kırım'ı Rusya'dan açarsan Rus toprağı, Ukrayna'dan açarsan Ukrayna toprağı görürsün. Harita aynı, gerçeklik IP adresine göre değişiyor.
Bir portre çizerken de böyledir aslında. Karşındaki insanın yüzünü çizersin ama neyi büyütüp neyi küçülttüğün, neyi gölgede bıraktığın — bunlar senin tercihindir. Objektif portre yoktur. Objektif harita da yoktur. Olan, dürüst niyet vardır ya da yoktur.
Haritalar bize dünyayı göstermiyor, dünyanın nasıl görülmek istendiğini gösteriyor. Bir dahaki sefere bir haritaya baktığında, çizen elin kime ait olduğunu sor. Cevap bazen bir denizci, bazen bir imparator, bazen bir algoritma çıkacak. Ama asla "objektif gerçeklik" çıkmayacak.
Hadi bakayım, şimdi usulca dağılın ve mümkünse mısmıl olun Demirhan.
